MENÜ
ANA SAYFA
Pencereyi Kapat
Bir gazetecilik öğrencisinin Çağlayan Adliyesi'ndeki ilk günü - Atölye BİA
Hukuk
18 Ekim 2018
Hukuk
18 Ekim 2018

Bir gazetecilik öğrencisinin Çağlayan Adliyesi’ndeki ilk günü

Okuma Süresi: 3 dk
Biz stajyer gazeteciler olarak duruşmaya katılma talebinde bulunmuştuk. Ancak güvenlik görevlileri, davanın görüleceği mahkemenin kalabalık olduğu gerekçesiyle bizi içeriye almayınca küçük bir tartışma yaşandı.

Atölye BİA’nın düzenlediği “Yargı Haberciliği Atölyesi” kapsamında İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde duruşma izlemek büyük bir fırsattı benim için. Adliyeye ilk kez gitmiş biri olarak, mahkeme salonundaki gergin ama bir o kadar da umutlu atmosferi yaşayabilme imkanı buldum. Belki de daha nice yıllar gazeteci olanak bu tarz mahkemelere gidip, böyle gergin ve bir o kadar da umutlu bekleyişlerin bir tanığı olabileceğim.

Şimdi gelelim adliyeye ayak bastığım o ilk ana… Oraya geldiğimde ilk gözlemlediğim şey, insanların aceleci tavırlarıydı. Koşuşturan insanlar, duruşmasına yetişmeye çalışan avukatlar ve daha niceleri. Adliye dışında bir kafede oturmuş çaylarını yudumlayan insanların ise akıllarından geçen o karamsar veya bir ihtimal dolu düşünceli halleri görülmeye değerdi. Tabii son olarak heyecanlı gazetecileri de eklemem gerekiyor. Onlar da davası olan insanlar kadar tedirgin bir bekleyiş içerisinde. Çünkü oradayken insan ne yaşayacağını önceden kestiremiyor.

Dev bir terazinin altından geçtik

Ve gelelim adliye içerisindeki atmosfere… Tuhaflık, deyim yerindeyse bu atmosferi tanımlamaya layık bir kelime olur.

İçeriye girdiğinizde karşınıza dev gibi terazi figürleri çıkıyor. İki kadın heykelin elinde tuttuğu bu teraziler, insanı orada ayaküstü sorgulayıcı bir iç dalgınlığına götürüyor. İşte orada adaletin ne olduğunu kendinize sorma fırsatınız oluyor. Mahkeme kapılarının ardından, sizin kurduğunuz adaletin de üstünde bir yargılama süreci başlıyor.

Ben Barış Akademisyenleri duruşmasına katıldım. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, yaşanan tüm detayları şu an hala aklımda canlandırabiliyorum. Keşke, iyi derecede resim yapabilme kabiliyetim olsaydı. O zaman size tüm gördüklerimi resmedebilirdim. Ama zararı yok, bazen insan kelimeleri kullanarak da resim yapabiliyor.

Güvenliğe takıldık

Biz stajyer gazeteciler olarak duruşmaya katılma talebinde bulunmuştuk. Ancak duruşma salonunda bekleyen güvenlik görevlileri, davanın görüleceği mahkemenin kalabalık olduğunu ve bizi içeriye alamayacaklarını söyleyince, aramızda küçük bir tartışma yaşandı. Güvenlik görevlisi, oldukça ciddi, katı ve emirlerin dışına çıkmayan biri olarak gösteriyordu kendini. Belli bizi almaya niyeti yoktu. Ona göre böyle önemli bir davanın duruşmasında bizim ne işimiz vardı?

Biz onu ikna etmeye çalışırken, kapıdan geçmek üzere olan aceleci genç bir kadın geldi. Davayı üstlenen avukatın stajyeriydi. Bu sefer güvenlik görevlisi, stajyer avukatı bile içeriye almamaya yemin etmiş gibiydi. Bunun üzerine, stajyer avukat ile aralarında gergin bir tartışma çıktı. Neyse ki sanığın yakınları yanımıza geldi ve bize içerisinin çok kalabalık olmadığını, gerekirse sıkışarak oturabileceğimizi söyledi. Onlar sayesinde içeriye girmeyi başardık.

İçeride dayanışma

Gerçekten büyük bir dayanışma vardı orada. İçerisi güvenlik görevlisinin söylediğinin aksine kalabalık değildi. Biz de yer kaplamamaya ve birbirimize yer vermeye özen gösterdik. Hatta koltuk bile artırdık diyebilirim.

İşte bu bile adliyenin o soğuk tavrından tamamen farklı olduğumuzun bir göstergesiydi. Biz gazeteciler ve duruşmaya katılan yakınlar olarak onlardan tamamen ayrı konumdaydık. Bambaşka bir kategorideydik. Hak arayan insanların haberini yapmak için oradaydık. O yüzden arka sıralarda çok özel bir farkındalık vardı.

Duruşma takibinde gözüme çarpan bir detay vardı, o da sanığın eşinin başını hiç eğmemesiydi. Dimdik, son derece bakımlı ve güzel giyimiyle eşini desteklemeye gelmişti. Bir an olsun bile üzgün bir anını yakalayamadım.. Bu beni de şaşırtıyordu. Nasıl bu kadar dirençli olabiliyordu? O kadar olumsuz hal ve tavırlara rağmen… Sanığın eşinin bir an olsun bile yüzünün buruşmaması, hakimin takındığı o soğuk ve ruhsuz tavrı karşısında bile oldukça güçlü durması takdir edilecek düzeydeydi. Hatta yargılanmakta olan eş, arka sırada oturan eşine göz kırpıp gülümsüyordu. Bu kaskatı olan ortamı yumuşatan sempatik bir jestti.

Duruşmanın ileri bir tarihe devam etmesi kararı ardından, mahkemeden çıkan sanık ile yakınlarının birbirlerine sevgi dolu sarılmaları ve birliktelik içerisindeki görüntüleri gerçekten, asıl dayanışmanın bu olduğunu öğretiyor insana.

Son olarak Çağlayan Adliyesi size bir öykü, bir hayat sunuyor. Siz de o öykülerde karakterlerin ve dayanışmanın  bir parçası oluveriyorsunuz.

Ege Üniversitesi Gazetecilik mezunu. İZ Gazete’de editör-muhabir olarak 6 ay stajyer olarak çalıştı. Kültür-sanat alanında özel röportajlar hazırladı. Ege üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Anabilim dalında İletişim Araştırmaları bölümünde yüksek lisans yapıyor. Tiyatro ile uğraşıyor. Atölye BİA 1-8 Ekim 2018 “Yargı Haberciliği Atölyesi” katılımcısı.