MENÜ
ANA SAYFA
Pencereyi Kapat
“Biz Rum Rumuz, Caretta Caretta gibi” - Atölye BİA
Medya
29 Nisan 2022
Medya Kesik Sesler
29 Nisan 2022

“Biz Rum Rumuz, Caretta Caretta gibi”

Okuma Süresi: 12 dk
97’nci yılında Apoyevmatini gazetesi editörü Mihail Vasiliadis ile söyleşi: "Azınlık gazeteleri sabahları değil, öğleden sonra çıkardı. Sabahları Türkçe gazeteler yayınlanırdı, özellikle iktidara yakın gazeteler, nelerden bahsediyorsa, Apoyevmatini de onlara göre hareket etmek zorundaydı."

*Fotoğraf: Apoyevmatini’nin ilk sayılarından biri

Türkiye’nin en köklü gazetelerinden biri olan Apoyevmatini, 1925’teki kuruluşundan sonra, uzun bir süre Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetesi olarak yayın yaptı. Günümüzde ise İstanbul’da sadece 600 Rum ailenin evine giriyor.

İstanbul’un kadim sahipleri Rum cemaatinin limanı Apoyevmatini, Cumhuriyet tarihi boyunca Rumların ve diğer azınlıkların yaşadığı tüm kırılma noktalarına tanıklık etti: 36 Beyannamesi (1974-1990), Varlık Vergisi (1942), Toplama Kampları (1943), 6-7 Eylül Pogromu (1955) ve Rum toplumunun sınır dışı edilmesi (1964).

Apoyevmatini gazetesini, azınlık basın tarihine uzun süre tanıklık etmiş 1939 doğumlu Mihail Vasiliadis yönetiyordu. Apoyevmatini’den sadece 14 yaş küçük olan Mihail Vasiliadis, uzun yılların basın emekçisi. 1976’da Türkiye’den ayrılıp Yunanistan’a yerleşiyor. Uzun bir süre Yunanistan’da gazetecilik yaptıktan sonra, 2002’de Türkiye’ye dönüp Apoyevmatini gazetesinin başına geçiyor. Uzun yıllar boyunca Apoyevmatini gazetesine emek veren Mihail Vasiliadis, “Şimdi ben artık gazetenin bir çalışanıyım” diyor. Gazeteyi oğlu Minas Vasiliadis devreden Mihail Vasiliadis, gazetede editörlük yapmaya devam ediyor.

Büyük bir arşiv teşkil eden Apoyevmatini ve “ayaklı gazete” tabirinin gerçek anlamda temsil bulduğu Mihail Vasiliadis, alternatif tarihsel tanıklıkların günümüzde görünür olmasıyla daha da önem kazanmaya başladı.

“Biz Rum Rumuz, Caretta Caretta gibi” - Atölye BİA

İstanbul’da günlük olarak yayımlanan ve Türkiye’nin en uzun ömürlü gazetesi Apoyevmatini, Rumca “ikindi vaktinde” ya da “öğleden sonra tezahür eden olay” anlamına geliyor. 11 Temmuz 1925’te yayın hayatına başlayan Apoyevmatini, bugün 97’nci yılında yayına devam ediyor.

Gazete editörü Mihail Vasiliadis ile kendi kişisel hayatıyla iç içe geçen Apoyevmatini’nin 97 yıllık hikayesini konuştuk.

Azınlıklara uygulanan “eritme” programları

İlk defa duyacak olanlar için Apoyevmatini ne anlama geliyor ve hangi dillerde yayın yapıyor?

Apoyevma, kelime olarak “öğleden sonrası” anlamına geliyor. Apoyevmatini “öğleden sonra tezahür eden olay” anlamına geliyor. Tek dilde yayın yapıyor: Rumca. Peki, neden Apoyevmatini ve neden öğleden sonra? Bu soru vakt-i zamanında benim de kafamı kurcalamıştı. Bir süre bu sorunun peşine düşmüştüm. Sonunda yanıtını buldum: Otosansür. Türkiye’de, bilindiği gibi, gazeteler sabahleyin çıkar. Tabii, o dönemde (1925) bu durum azınlık gazeteleri için geçerli değildi. Azınlık gazeteleri sabahları değil, öğleden sonra çıkardı. Sabahları Türkçe gazeteler yayınlanırdı, özellikle iktidara yakın gazeteler, nelerden bahsediyorsa, Apoyevmatini de onlara göre hareket etmek zorundaydı. Gazeteler azınlıklara karşı uygulanan “eritme” programlarından/politikalarından dolayı tedirgindiler ve böyle bir yayın politikası izlediler.

Rumca gazete çıkarma kararı

Peki, Apoyevmatini ne zaman yayın hayatına başladı, kaç yaşına girdi, kurucuları kimlerdi? Apoyevmatini’nin hikayesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Benim amcalarım, Konstantinos ve Andonis Vasiliadis, İstanbul Galatasaray Lisesi mezunlarıydı ve eczacılardı. Eczaneleri çeşitli sebeplerle kapatılıp bir daha açılamadı. Bunun üzerine başka bir yola yüzlerini çevirdiler.

Amcalarım Galatasaray Lisesi mezunları olduğu için yeni rejimde Ankara’da sınıf arkadaşları vardı. Önemli mevkilerde çalışıyorlardı. Yeni rejimde düşünüp taşınıyorlar ve Ankara’daki sınıf arkadaşlarından yardım isteyelim, diyorlar. Nitekim haber veriyorlar ve tabii, arkadaşları da biz hemen hallederiz, sorun değil, diyorlar. Bir müddet sonra Konstantinos ve Andonis Vasiliadis’e telefon geliyor ve şöyle diyorlar: “Ya kardeşler, kusura bakmayın hiçbir şey yapamıyoruz çünkü emir büyük yerden… Ama sizin için başka bir iş bakacağız.” Bir müddet sonra Ankara’dan haber geliyor. Sınıf arkadaşları Konstantinos ve Andonis Vasiliadis’i arayarak Ankara’dan bir Rumca gazete çıkarma kararının çıktığını bildiriyorlar ve eğer siz müracaat ederseniz biz de bu iznin sizlere çıkmasını sağlayacağız, diyorlar. Nitekim öyle de yaptılar, gazete için başvurdular. Fakat bunlar eczacıydı ve gazetecilikle bir ilgileri yoktu. Kendilerine haber verildi: Proodos (İstanbul’da günlük olarak Rumca yayınlanıyordu) gazetesinin matbaası var, onunla ilişki kurun. O matbaada gazeteniz basılabilsin.

Proodos, Cumhuriyet ve Apoyevmatini

Proodos gazetesi sahibi Konstandinos Spanudis’le temas kuruyorlar ve Konstandinos Spanudis matbaayı kullanabilirsiniz, diyor. Anahtarın kimde olduğunu söylüyor ve anahtarı alıp kullanabilirsiniz, diyor. Bunlar önce anahtara ulaşıp sonra gidip Beyoğlu Kallavi Sokak’taki matbaayı bakıyorlar. Bomboş bir hangar görüyorlar. Oradaki makineleri kullanmasını bilen olamadığı için Proodos gazetesinin baş makinistini de vakti zamanında Fransa’ya yollamışlar. Orada bu işi deneyimlesin, bu makinelerin kullanmasını öğrensin diye. Ama o kişi de ortada yok. Bu kişinin daha sonra Cumhuriyet gazetesinin Cağaloğlu’ndaki matbaasında baş makinist olarak çalışmakta olduğunu öğreniyorlar. Her halde makineler de oraya taşınmış ve o dönemde Cumhuriyet gazetesi yayına başlamıştır. Cumhuriyet gazetesi Apoyevmatini’den birkaç ay önce yayın hayatına başlamış yani.

Suriye Pasajı’nda

Durum böyle olunca kendilerine matbaa aradılar ve daha önce gazete yayınlamış olan matbaa sahibi Odiseas Kristalidis ortak oldular. Daha doğrusu Andonis Vasiliadis, kardeşi Kontantinos Vasiliadis’e gazete yetkisini veriyor. Kendisi de ailesi ile birlikte Yunanistan’a göç ediyor. Konstantinos Vasiliadis, matbaacıyla ortak oluyor ve kendilerine bir yer arıyorlar. Beyoğlu’nda bulunan Suriye Pasajı’nda büyük bir yer vardı. Bugün Beyoğlu’ndaki Suriye pasajına girersen, aşağıda antik eşya satan bir iş yeri var, o tamamen Apoyevmatini’nin matbaasının kurulduğu yer. Üst katlardaki yazıhanelerden birine yerleşiyorlar. Orada yayın hayatına başlıyor. Apoyevmatini 2014’e kadar yayın hayatına orada devam ediyor. Ekonomik sıkıntılardan dolayı 2014’te oradan çıkıp eve taşınıyor. 97. yılında evde yayın hayatına devam ediyor. Bu arada Suriye Pasajı binasını diken mimar da Vasiliadis ailesinden Dimitrios Vasilyadis’tir.

“Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermeye geldim”

Siz gazeteyi ne zaman ve hangi motivasyonla devraldınız?

Gazeteyi 2002’de devraldım. 2 Kasım 2002’de Türkiye’ye geldim.  Neden geldim biliyor musun? 3 Kasım’da seçim vardı. Ve ben buraya Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy vermeye geldim. Çünkü bu yeni parti en az azınlıklar kadar Avrupa Birliği’nin desteğine muhtaç bir parti ve dolayısıyla desteklememiz gerekiyor, diye düşündüm. Ve o zaman Rum dostlarıma da Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermelerini tavsiye ettim. Bir sonraki seçimde Baskın Oran Hoca müstakil adaydı, dolayısıyla ona oy verdim ve ondan sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi, Avrupa Birliği’ne pek kıymet vermediği için başka partilere oy verdik.

“Lozan’dan aldığım hakkı kullanmak için”

Ben geldiğimde rahmetli Hrank Dink de Agos gazetesini yayınlamaya başlamıştı. Paneller de hep beraber katılıyorduk. O Ermeni toplumundan ben de Rum toplumundan… İşte Celal Başlangıçlar Beyoğlu gazetesini yayınlıyorlardı o dönemlerde. Hrant, o dönem bana, ya bu gazeteyi neden Türkçe yayınlamıyorsun, 600 aileye bunun ne istikbali olabilir, diye sormuştu. Haklısın, dedim ama bu ülkede anadilini konuşabilmek için mücadele eden koskocaman bir toplum var. Ben bu hakkı Lozan anlaşmasıyla aldığım için ben bunu kullanabiliyorum. Ben bu hakkımı kullanmaktan vazgeçersem, kullanılmayan haklar yok olur yavaş yavaş düşüncesiyle gazeteyi Rumca çıkarıyorum, dedim. Ama bir de Türk kamuoyunu bizim sorunlarımız hakkında bilgilendirmek için zorunluluk vardı. Bir gazetecinin görevi de bu. O dönemde Beyoğlu gazetesi yayınlanıyordu ve haftada bir o gazeteye yazıyordum. İstanbul Rum toplumu ve genel gündemle ilgili yazıyordum. Özgür Gündem de yazılarımı alıp pazartesi günleri yayınlıyordu. Dolayısıyla Türkçe konuşan kamuoyuna bu konuları bildiriyordum. Daha sonra işte, durumlar değişti ve Beyoğlu gazetesi kapandı.

20’lerde en yüksek tirajlı gazete

“Biz Rum Rumuz, Caretta Caretta gibi” - Atölye BİA

Kuruluşundan bugüne, bahsettiğiniz birçok tarihsel gelişme karşısında Apoyevmatini’nin tirajı nasıldı, nasıl değişti? Dağıtımı nasıl yapıyorsunuz?

1920’lerin İstanbul’unda en yüksek tirajlı gazete Apoyevmatini idi. Cumhuriyet gazetesi bizi 1930’lu yıllardan sonra geçmeye başladı. 1927’de harf devrimi yapıldı. 1920’lerde Rum toplumu içindeki okur yazar sayısı yüzde 65 idi. İstanbul nüfusu 800 binlerde, 550 bin Müslüman Türk var. Ama bunların arasında toplumun okur yazar oranı yüzde 5. Dolayısıyla Apoyevmatini gazetesi, tiraj olarak hemen 20 binleri falan buldu. Bir de mübadele ile Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen mübadiller arasında eski yazıyı bilmeyenler vardı. Özellikle Selanik’ten gelenler, Yunancayı konuşup yazabiliyorlardı. Dolayısıyla bunlar Apoyevmatini’nin okuru oldular. Ve 1964 yılına gelene kadar Apoyevmatini sadece satışıyla kendisinin hem ihtiyacını karşılıyordu hem de sürdürülebilir bir durumdaydı.

1964 Rumların gönderilmesi

İstanbul’un Rum nüfusu 31 Aralık 1963’te 90 binin üzerindeyken, 18 ay sonra 30 Haziran 1964’te -1964’te yurtdışı sürgünleri nedeni ile- 30 binin altına düştü. 60 bin kişi 18 ay içinde Türkiye’yi terk etti. Bu eritme programının 1920’lerden beri uygulamakta olan başarısız halkalarına -Varlık Vergisi, zorunlu askerlik, toplama kampları, vatandaş Türkçe konuş ve 6-7 Eylül- rağmen İstanbul Rum toplumu bunları atlattı ve yeniden kendisini bulabildi. Ama 64’te kovulanlar dayanamadı ve Rum nüfusu gerçekten eridi. Tabii, bütün bu gelişmeler gazeteye de yansıdı. Özellikle 1964’ten sonra gazetenin tirajı büyük miktarda düşmeye başladı. Diğer tüm gazeteler kapatıldı, bir tek Apoyevmatini kaldı.

Gazetenin dağıtımı

Gazetenin nasıl dağıldığını konusuna gelelim: Eskiden bizim bir dağıtım şebekemiz vardı. Bugünkü dağıtım şirketinin başındaki kişinin babası, o gün bizim dağıtım işlerini yapıyordu. O dönemde 30 dağıtıcı Suriye Pasajı’nın girişinde beklerdi. Gazeteler çıkarken hemen birinci grup gazeteleri yükleyip en yakın semtlere dağıtıyordu: Beyoğlu, Galata, Cihangir. İkinci grup gazeteleri alıp daha uzak ilçelere gidiyordu: Kadıköy, Adalar, Yeşilköy, Sarıyer. Rumların yaşadığı yerlere bu gazeteleri dağılıyorlardı.

Ben geldiğimde (2 Kasım 2002) Apoyevmatini gazetesi 80 adet basıyordu. 80 adet! Benim bir hedefim de, İstanbul’daki her Rum alenin evine Apoyevmatini gazetesinin girmesini sağlamak. O zaman gazeteyi dağıtımının başında bulunan Sabahattin’i çağırdım. Dedim ki 600 adet gazete basılacak, sen de bu gazeteleri burada 600 aileye ulaştıracaksın. Senden hiç para almayacağım dedim. Özellikle yakınlarda bulunan ailelere ulaştıracaksın dedim. Toplayacağınız para da sizin bileceğiniz iş, ben sizden bir şey istemeyeceğim. Bu şekilde bu hedefe ulaşabildik. Tabii, gazetelerin bir gelire ihtiyacı vardı. Bu durumda vakıfların bize verdiği ilanlar ve bazı dostların desteğinden gelen gelirler gazeteyi ayakta tutmayı başardı.

Bugün, gazetenin mizanpajını PDF formatta yapıp sonra matbaaya gönderiyoruz. Renkli PDF bizde kalıyor. Kendilerine göndermemi isteyenlere gönderiyorum. Böylece gazetemiz PDF formatında dünyanın dört bir tarafına gidebiliyor.

“Rum toplumunun tarihi için kaynak”

Apoyevmatini sadece arşiv yaratmak ve kayıt tutmakla kalmıyor aynı zamanda ait olduğu cemaattin kültürel miras taşıyıcısı görevini de üstleniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet, Apoyevmatini’nin ilanları vardı. Mesela bir doğum olur, falancanın çocuğu doğdu, diyerek ilan eder. Çocuk okula gider, okuldan mezun olur, işte okuldan mezuniyet ilanı verilir. Mezun olanların isimleri yayımlanır. Nişanlanır, söz keser yahut evlenir… Vaftiz olan çocuğun ilanı çıkar. Ölür, ölüm ilanı yapılır. Öldükten sonra 40’ının mevlidi okunur, onun ilanı yapılır. Daha sonra yıllık mevlit ilanı… Yani bu ilanlar hep gazetede var ve bunlar bugün çok önemli bir kaynak oluşturmuş durumda. Rum toplumu veyahut bir aile kendi tarihi ile ilgili bir bilgiye ulaşmak istiyorsa bu arşivlere başvuruyorlar. Mesela Avusturya’dan bize telefon gelir, bizim dedemiz orada doğdu ama nerede, zaman evlenmişti, mezarı nerede şimdi, diye soruyorlar. Hemen gazetenin arşivlerine bakıyoruz, o bilgiyi gönderiyoruz. Oradan bir yerden ucunu tutup araştırmasını yapıyorlar. Yani böyle bir kaynak Apoyevmatini.

Hatta pek çok üniversite öğrencisinin tez çalışmalarına da konu oluyor. Yüksek lisans ve doktora çalışması yapanlar gelip bu konuda gazetenin arşivlerine başvuruyorlar ve bilgi topluyorlar. Böyle çalışmalarda Apoyevmatini’nin arşivi çok yardımcı oluyor.

Haftada beş gün, basılı

Peki Apoyevmatini günlük mü basılıyor? Dijital ortamda da var mısınız?

Yok, dijital ortamda bir sitemiz yok.  Evet, günlük çıkıyor ama Cumartesi ve Pazar hariç. Dediğim gibi basılı olarak İstanbul’da dağıtımı yapılıyor ama PDF olarak her yere gönderiyoruz. İstanbul’daki okuyucuya daha ulaşmadan sabahın beşinde dünyanın çeşitli notlarındaki okuyucularımıza ulaşmış oluyor.

“Apoyevmatini kültür mirasımızdır, kapanmamalı!” kampanyası

Tüm bahsettikleriniz ışığında, varsa gazete etrafındaki dayanışmaya dair neler söylemek istersiniz?

Yanlış hatırlamıyorsam Haziran 2012 idi. Gazetelerin sorunlarıyla ilgili bir panel düzenlendi. Özellikle matbaaların demode olduğu, basılı basının birçok sorunla karşı karşıya olduğu bir dönemdi. Panelde bu sorunlar görüşülecekti. Beni de paneli izlemek için davet ettiler. Ve herkes bu yeni çıkan basılı basının sorunlarını dile getirdi. Aynı zamanda bu toplantı internetten yayınlanıyor ve Hollanda’da doktora çalışması yapan Efe Kerim Sözeri isimli bir arkadaş paneli izliyordu. Toplantıda şunu dedim: “Basılı-basılı olmayan tüm sorunların görüşüldüğünü söylediniz, bu doğru değil. Türkiye’de yayınlanmakta olan azınlık gazeteleri var. Bunların sorunları hakkında bir tek şey söylenmedi burada.”  Birbirlerine baktılar ve biraz da utandılar. Buyurun sizi dinleyelim, dediler. “İki dakikada neyi dinleyeceksiniz”, dedim. “Bir dokun bin ah işiteceğiniz durumdayız.” “Haklısınız,” dediler. Kendi aralarında konuşup sonra da bana dönüp, “Size 15 dakika konuşma süresi verelim,” dediler. Teşekkür ettim. Mikrofonu aldım ve “Bakın”, dedim, “Haziranın son günlerini yaşıyoruz. 12 Temmuz’da benim gazetemin -Apoyevmatini’nin- yaş günüdür. Bu sene yaş gününü kutlamayacağız. Bu sene, bu tarih yas tarihimiz olacak. Çünkü son gazetemiz o tarihte yayınlanacak.” Herkes birbirine bakmaya başladı. Ben de bunları ifade ederken titriyordum ve gözlerim yaşarmıştı. “Çünkü” dedim, “Artık satış ve gelir bizim masraflarımızı karşılamıyor. Ve maalesef, basın yayın kurumu da azınlık gazetelerine ilan vermeyi kabul etmiyor. Sadece bir tane kurtuluş çaresi var: Basın İlan Kurumu, azınlık gazetelerine de diğer gazetelere verdiği gibi ilan verme kararı alırsa kurtulurlar” dedim, “Bundan evvel bu konuda bir mücadelemiz oldu ve neticede verilmedi.” O günden sonra, Efe Kerim Sözeri yemedi içmedi, bir Facebook sayfası açtı. “Apoyevmatini bizim kültür mirasımızdır, kapanmamalı!” sloganıyla bir kampanya başlattı. Bu kampanyanın neticesinde Apoyevmatini’yi normalde okuyamayan 500’e yakın kişi Apoyevmatini’ye abone oldu. Bu kişiler Apoyevmatini’yi kurtarmak için abone olurken bir de Baskın Oran Hoca bana telefon açtı ve “Bana bak Mihail” dedi. “Sen tek başına bir günlük gazete çıkarabilirsin belki ama bu gazeteyi kapatamazsın, biz bunu kapattırmayız sana” dedi. Bu süreçte tek tek isimlerini sayamayacağım birçok insan gazeteye abone oldu. Akademisyenlerden sanat camiasına kadar çok sayıda kişi bu kampanyaya katıldı. Bu kişilerin destekleri belki bir gazeteyi ayakta tutacak değildi ama benim gazeteyi çıkarmama kararımı ve maneviyatımı öyle bir kamçıladı ki… Gerçekten Baskın hocanın dedikleri doğru: Bu gazeteyi ben kapatamam. Kapatamadım.

“Basın İlan Kurumu yazıhanemizi ziyaret etti”

Örneğin 2020 yılında Basın İlan Kurumu azınlık basınına desteğini geri çekmişti. Siz bu süreçten nasıl etkilendiniz?

Bunun hikayesini şöyle anlatayım sana: Oral Çalışlar oğlu ile birlikte bir program yapıyordu. Beni ve oğlumu da programa çağırdı. O programda gazeteyi konuştuk. Programda bu gazetenin, Apoyevmatini, istikbali var mı, oğlun devam edebilir mi, diye sordu. “Valla ben emekliyim, emekli maaşım var. Ben bu maaşımla geçinebiliyorum. Yani 11 yaşından beri çalışıyorum. Mesela bugün 83 yaşındayım ve 72 sene çalışma mazim var. 65 sene gazetecilik çalışmam var. Dolayısıyla bu saatten sonra da kendime bakabilirim. Eşimin de emekli maaşı var. Ama oğlum genç adam, daha evlenecek, yuva kuracak, çocukları olacak… Herhalde kendisine bir yaşam imkânı sağlamazsa devam edemez. Dolasıyla aslında istikbal yok” dedim. Tek istikbal, dedim, eğer Basın İlan Kurumu Türkçe yayınlanan gazetelere desteğin aynısını azınlık gazetelerine de sağlarsa istikbal olur. Basın İlan Kurumu bu konuşmamdan haberdar oluyor. Oral Çalışlar’dan telefon numaramı alıp beni aradılar (2012). Bana siz Basın İlan Kurumuna müracaat ettiniz mi, diye sordular. Yok, etmedim, dedim. E nasıl olur, neden müracaat etmediniz, diye sordu. Çünkü destek vermeyeceksiniz ve her defasında olumsuz cevap almaktan nefret ediyorum artık, dedim. Ama olur mu, siz başvurun, dedi. Tamam, başvuracağım ama bana bir şey vermeyecekler, dedim. – Telefon eden kişi daha sonra Basın İlan Kurumu başındaki rahmetli Mehmet Atalay Beyle birlikte yazıhanemizi ziyaret ettiler.- Basın İlan Kurumu’na başvurdum. Sonra bizi çağırıp şöyle bir bilgi verdiler bize: İlan vermek mümkün değil ama size başka bir şekilde destek verelim.  O dönemde ben ve Agos gazetesi bunu kabul etmedik. Böyle bir şey istemiyoruz biz ilan verilmesini istiyoruz, dedik. Ama diğer tüm gazeteler kabul edince, biz de kabul etmek durumunda kaldık.

“Eşitlik istiyorum! Müsamaha falan istemiyorum!”

Peki, her yıl Basın İlan Kurumu’ndan düzenli bir şekilde destek alıyor musunuz?

Bu, onların keyfine kalmış bir durum aslında. İstedikleri zaman veriyorlar, istemedikleri zamanda vermiyorlar, unutuyorlar. Şimdi şöyle bir şey tahmin ediyorum: Ramazan ayı yaklaşınca hadi müracaat edin de verelim, diyecekler. Yani dilencilik gibi bir şey oluyor bu, anlıyor musun? Bu benim için bir onur meselesi… Bize diyorlar ki, biz müsamahakâr davranıyoruz. Osmanlı döneminde de böyleydi. Ne demek müsamaha ya? Ben eşit vatandaşım, eşit! Eşitlik istiyorum! Müsamaha falan istemiyorum! Bir kere ya hakkım vardır ya da yoktur! Bu tavırları bana şey gibi geliyor: Askıda elektrik faturası! Yahu ne demek askıda elektrik faturası! Yani birilerinin merhametine kalacak da benim faturamı ödeyecek! Sosyal devlet var mı yok mu? Ona göre muamele görecek miyiz, görmeyecek miyiz? Yani kısaca, Basın İlan Kurumu’ndan bir şey almıyorum. Yetkililerin bunu her sene, sene başında bize bildirmesi lazım. Bizim de bunu bilmemiz lazım. Siz Mayıs ayının 12’sinde bu kadar destek alacaksınız bizden, diyeceksiniz. Biz de ona göre bütçemizi hazırlayalım.

Bu yardım yetkisinin Basın İlan Kurumu (BİK) inisiyatifinde olduğunu zannetmiyorum. Başka bir yerde karar alınıp aracı olarak BİK kullanılıyor.

Cumhuriyet tarihinde azınlık basınının başına gelenler

Apoyevmatini neredeyse cumhuriyet ile yaşıt bir gazete ve siz de Türkiye azınlık basın tarihine uzun süre tanıklık etmiş biri olarak bize azınlık basınının başından geçenlere dair neler söylemek isterseniz?

Şuradan başlayayım: Cumhuriyetten önce, Osmanlı devleti döneminde, Rumca olarak yayınlanan gazeteler çoğunluktaydı. Ama 1922’de tüm bu gazeteler kapatıldı veya kapanmak zorunda kaldı. Uzun yıllar yayın hayatına devam eden tek bir gazete kaldı, o da Jamanak (Ermenice) gazetesiydi.

İzmir yangınından (12 Eylül 1922) sonra pek çok kişi tedirgin oldu. İnsanların korkusu şuydu: Acaba İstanbul’da da aynı şeyin gerçekleşme ihtimali var mı? Dolayısıyla özellikle önde gelen Rumlardan pek çok kişi, bir müddet için yurtdışına çıktı. Onların arasında Proodos gazetesi sahipleri de vardı. Bu kişiler bir süre sonra geri gelmek istediklerinde ise içeriye alınmadı. Nedir bu pasaport diye soruyorlar. Onlar da Osmanlı devleti pasaportudur, diyorlar. Orada, yetkili kişiler böyle bir ülke artık yok ve Türkiye Cumhuriyeti’ne de böyle bir pasaportla giremezsiniz, diyorlar kendilerine. Bulunduğunuz yerin konsolosluklarına müracaat edin, yeni pasaport çıkarın ona göre gelin, diyorlar. Bunlar da bulundukları yerin konsolosluklarına başvuruyorlar. Bu sefer bugün gidin yarın gelin, diyerek oyalıyorlar. Bir müddet sonra biz size pasaport veremiyoruz, sizin Ankara’ya gidip almanız gerekiyor, deniliyor. Bunlar da peki, Ankara’ya nasıl gideceğiz, diye soruyorlar. Onu biz bilmiyoruz, siz bileceksiniz, denilerek bu insanlara Türkiye’ye giriş izni verilmiyor. Bu gelişmelerden sonra Proodos gazetesi yayın hayatına son veriyor.

Şu hikâyeyi de bilmekte fayda var: Apoyevmatini’nin ilk yayın yönetmeni Kavalieros Markuizos’du ve gerçek bir gazeteciydi. Bütün imparatorlukların dağıldığı ve ulus devletlerin kurulduğu dönemler (1920’lerin başı) Kavalieros Markuizos, Viktor Hugo’nun “Yeni dönemler yeni görevler çağrıştırır” sözünü gazeteye motto olarak seçer. Ama 1927’ye gelindiğinde, Ankara’dan gazetenin sahibine art arda uyarılar geliyor. İşte, tavsiye kabilinden, “Yahu bakın bu yayın yönetmeni pek hoşa gidecek bir durumda değil, siz kendinize başka birini seçin” derler. O dönemde gerçekten de Kavalieros Markuizos’un işine son veriliyor. İşte, bu hikayeler ve benzer örnekler, cumhuriyetin kuruluşundan sonra azınlık basının bu ülkede neler yaşadığına dair çok şey söylüyor bizlere.

“Biz kalkıp gidersek bu, devletin lehine olmaz”

Röportajımızı sonlandırmadan, bir Rum olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu hukuksal, siyasal ve sosyal atmosferi de düşünerek eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Daha önce de dediğim gibi, biz Rum Rumuz, Caretta Caretta gibi. Biz bu nefret ortamından etkilenip de ne yapacağız? Biz kalkıp gidersek, bu, devletin lehine değil, aleyhine olur… Özellikle son yıllarda Patrikhanemize karşı -eskiden gösterilmeyen- bir ilgi var. Tabii, patrikhane bildiğimiz gibi ikonik bir kurumdur. Dolayısıyla Avustralya’dan Kanada’ya, Amerika’ya kadar saygı gören bir kurum. Artık kolay kolay birileri kalkıp da bu kuruma saygı duymuyorum diyemiyor. Kendisine saygısı olan bunu artık diyemiyor. Ama mesele bu değil. Mesele devletin bütün vatandaşlarına sosyal devlet olarak hukuksal eşitlik açısından, sosyal açıdan eşit davranabilmek. Bunun şu anda Türkiye de başarılmış olduğunu düşünemiyorum. Bu konuda atılacak pek çok adım var. Bunların yapılması lazım.

Apoyevmatini gazetesine abone olmak için:

E-posta: apo.istanbul@gmail.com

Mihail Vasiliadis’ten öneri listesi

Müzik:

Vasilis Lekkas

Film:

Neftlix’te yayınlanan Kulüp dizisini tavsiye ederim.

Kitap:

Herkül Millas’ın Aile Mezarlığı kitabını tavsiye ederim.

İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunu. Hak temelli çalışan birçok sivil toplum örgütünde örgüt yönetimi, sosyal politika, hak savunuculuğu ve insan hakları temalarında çalışmalar yürüttü. Hafıza politikaları, demokratikleşme ve barış kültürü alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Atölye BİA 20-28 Şubat 2021 “Kürtçe Hak Odaklı Habercilik Atölyesi” katılımcısı.