“Türkiye’nin su ve tarım politikalarına müdahil olmadan biyolojik çeşitlilik korunamaz”
Sivil toplumun güçlendirilmesi ve birlikte çalışma olanaklarının artırılması amacıyla Temmuz 2023’ten beri yürüttüğümüz “Hak Örgütleriyle Buluşmalar” kapsamında 28’inci buluşmamızı Doğa Derneği ile gerçekleştirdik.
Çevrimiçi olarak 24 Şubat’ta gerçekleştirdiğimiz buluşmaya IPS İletişim Vakfı/bianet adına Murat İnceoğlu, Ceyda Sungur ve Evrim Gündüz; Doğa Derneği adına ise Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç ve Genel Koordinatör Galip Ener katıldı.
Buluşmada Doğa Derneği’nin kuruluş sürecini, savunuculuk hattını, Doğa Okulu’nu, Yavaş Dükkan deneyimini ve derneğin güncel çalışmalarını konuştuk.

“Kuşlarla başladık, hak mücadelesine dönüştü”
Doğa Derneği, 2002 senesinde kuş araştırmaları yürüten bir ekibin girişimiyle kurulan bir dernek. Kuş araştırmalarının kısa sürede Türkiye’nin önemli doğa alanlarının belirlenmesi ve izlenmesi yönünde genişlediğini söyleyen Kılıç, “Üniversitelerle birlikte nesli tehlike altındaki türlere dair veri tabanı tutuyoruz, bu veriler özellikle yerelde doğa alanlarını savunan kişi ve örgütlerin hukuki ve savunuculuk süreçlerine destek sunuyor” dedi.
Kılıç, zamanla yürüttükleri bilimsel çalışmaların doğrudan hak mücadelesine evrildiğini “Tehdit analizleri yaptıkça gördük ki mesele oldukça politik. Türkiye’nin su ve tarım politikalarına müdahil olmadan biyolojik çeşitliliği korumak mümkün değil” sözleriyle anlattı.
Bu dönüşümün önemli eşiklerinden birinin Ilısu Barajı’na karşı yürütülen “Hasankeyf Yok Olmasın” kampanyası olduğunu belirten Kılıç, derneğin bu süreçle birlikte ulusal ve uluslararası ölçekte daha görünür bir savunuculuk hattı kurduğunu ifade etti.
Önemli doğa alanlarının belirlenmesi ve izlenmesi
Doğa Derneği’nin temel çalışma alanlarından biri de Türkiye’deki önemli doğa alanlarının belirlenmesi ve izlenmesi.
Kılıç, derneğin üniversitelerle birlikte yürüttüğü çalışmalarla nesli tehlike altındaki türlerin yaşam alanlarını bilimsel kriterlerle tespit ettiklerini ve bu verilerin özellikle yerelde yürütülen hukuki mücadelelerde sıkça referans olarak kullanıldığını söyledi. Bu çalışmaların, resmi koruma statüsü bulunmayan birçok alanın görünürlük kazanmasına katkı sunduğunu vurguladı.
Doğa Okulu: Yerel bilgiyle kurulan model
Derneğin en önemli çalışmalarından biri Seferihisar Doğa Okulu.
Doğa Okulu’nun derneğin merkezini İstanbul’dan İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Orhanlı Köyü’ne taşımasıyla birlikte şekillendiğini aktaran Galip Ener, okulun yalnızca bir eğitim alanı değil, doğayla uyumlu yaşam bilgisinin üretildiği ve paylaşıldığı bir buluşma zemini olarak kurgulandığını anlattı. Ener, doğayı korumanın yalnızca proje üretmekle sınırlı olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
Anadolu’da hâlâ doğayla uyum içinde yaşayan bir kültür var. Doğa Okulu’nda bu bilgiyi görünür kılmaya ve aktarmaya çalışıyoruz.
Ener, okulun çocuklara yönelik değil; gençler ve yetişkinler için tasarlanmış bir öğrenme alanı olduğunu, programların usta-çırak ilişkisine dayanan, yerel bilgi ile akademik bilgiyi buluşturan bir yaklaşımla yürütüldüğünü belirtti. Bugüne kadar tohum, zeytin, kerpiç, su ve hukuk başlıklarında çok sayıda program düzenlediklerini aktaran Ener, bu eğitimlere katılan pek çok kişinin Anadolu’nun farklı bölgelerinde doğa dostu üretim ve yaşam pratikleri geliştirmeye yöneldiğini söyledi.
Ener, son yıllarda çevre davalarındaki artış nedeniyle özellikle Hukuk ve Doğa Okulu çalışmalarının öne çıktığını, bu programlarla çevre alanında çalışmak isteyen hukukçuların ekoloji ve biyoçeşitlilik bilgisiyle buluşmasını hedeflediklerini ifade etti.
Yavaş Dükkan: Üreticiyle tüketici arasında doğrudan köprü
Derneğin sahadaki çalışmalarından doğan modellerden biri de Yavaş Dükkan. Galip Ener, bu çalışmanın kırsalda doğa dostu üretim yapan küçük üreticilerle kentteki tüketiciler arasında doğrudan bir bağ kurmayı amaçladığını söyledi.
Ener, Doğa Okulu sahasında yürüttükleri çalışmalar sırasında birçok üreticinin ürününü değerinin altında satmak zorunda kaldığını gözlemlediklerini belirterek, Yavaş Dükkan’ın bu ihtiyaca yanıt olarak ortaya çıktığını ifade etti.
Model kapsamında doğa dostu üretim yapan üreticilerin ürünleri aracısız biçimde tüketiciyle buluşturuluyor. Ener’e göre bu yaklaşım yalnızca adil bir ticaret ilişkisi kurmayı değil, aynı zamanda üreticinin yerelde kalmasını ve doğa dostu üretim pratiklerinin sürmesini desteklemeyi hedefliyor.
Kaçak avcılık ve doğa hakkı
Doğa Derneği’nin güncel çalışma başlıkları arasında kaçak avcılık ve doğa hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması da yer alıyor.
Türkiye’de yasa dışı avcılık ve hayvan kaçakçılığının son yıllarda ciddi biçimde arttığına dikkat çeken Kılıç, bu alanda hem izleme hem de savunuculuk faaliyetleri yürüttüklerini söyledi. Derneğin başlattığı avcılığın yasaklanmasına yönelik kampanyanın farklı kurumların da katılımıyla büyüdüğünü belirtti.
Kılıç, derneğin son dönemde özellikle doğanın “hak öznesi” olarak tanınması gerektiğini daha güçlü biçimde dile getirdiğini ifade ederek, mevcut mevzuata rağmen uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını vurguladı:
Mevzuat aslında güçlü, açtığımız davaların büyük kısmını kazanıyoruz. Ancak anayasal güvence olmadığı ve uygulama zayıf kaldığı için sahada kayıp yaşamaya devam ediyoruz.
Hukuki mücadelede teminat engeli
Görüşmede çevre davalarının mali yükü de gündeme geldi. Doğa Derneği, büyük ölçekli davalarda çoğu zaman farklı sivil toplum örgütleriyle birlikte hareket ettiklerini ve yerelde davacı sayısını artırmaya çalıştıklarını aktardı.
Ancak özellikle yerel mücadeleler açısından dava teminatları ve yargılama giderlerinin önemli bir engel oluşturduğunu belirten Kılıç, pek çok davanın hâlâ dayanışma yoluyla finanse edildiğini söyledi. İzinsiz bağış toplama kısıtlarının da bu süreçleri zorlaştırdığına dikkat çekti.
Kılıç, buna rağmen Türkiye’nin farklı bölgelerinde doğa alanlarını savunan yerel mücadelelerin artarak sürdüğünü söyledi.
Doğa Derneği’ni dogadernegi.org sitesinden ya da X, Facebook, Instagram ve YouTube gibi sosyal medya mecralarından takip edebilirsiniz.



