MENÜ
ANA SAYFA
Pencereyi Kapat
8 Ekim 2018

İfade Özgürlüğü Eğitim Notu

İfade özgürlüğü nedir? Neden önemlidir?

Demokratik yönetim anlayışına ve çağdaş değerlere sahip toplumların bir standardı olan ifade özgürlüğü, birey veya yurttaşın içinde bulunduğu çevre veya ülkede, yaşamını etkileyen her konuda kanaatini özgürce bildirme, toplumsal sorunları ve olumsuzlukları tedirgin olmadan ve yaptırımla karşılaşabileceği hissine kapılmadan açıklama, gündeme getirme ve eleştirme hakkını ifade eder. Bireyin kendini özgürce ifade etme hakkına sahip olması, zamanla yaşamını ve toplumsal tercihlerini de geliştirebileceğinden buna bağlı olarak toplumsal standartların iyileşmesine de hizmet edecektir.

İfade özgürlüğünün kapsamı nedir ve nasıl belirlenmelidir?

İfade özgürlüğü sınırsız değildir. Bu hakkın kullanımı gibi sınırları da yasalarla belirlenmiştir. Örneğin ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alan uluslararası sözleşmeler (Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi vb), 1982 Anayasası ve Türk Ceza Kanunu gibi türlü düzenlemeler, bir yandan, bu hakkın kullanımına dair güvencelere yer verirken diğer yandan da bu hakkın demokratik toplumlarda hangi koşullarda sınırlandırılabileceğinin esaslarını belirler. Örneğin, “ülke güvenliği”, “kamu düzeni”, “nefret söylemi”, “kişilik hakları” gibi esaslara ilişkin istisnalar ortaya koyar.

İfade özgürlüğünün hukukun güvencesi altına alınması için ve bu hakkın ihlal edilmesi karşısında ne yapılabilir?

İfade özgürlüğünün herkes için demokratik bir şekilde korunması ancak kâğıt üzerindeki standartların yaşama geçirilmesi için hak arama girişimlerinde bulunarak sağlanabilir.

Bu alana yönelik herhangi bir müdahale, sınırlandırma veya cezai yaptırımın yerel yargıya taşınması, hakkın kullanımının cezai yaptırımla bastırılması durumunda söz konusu kararlara (İstinaf Mahkemesi, Yargıtay, vb yoluyla) itiraz edilmesi gerekecektir. Düşünceyi hapis veya parayla cezalandıran karar onandığında kişi dosyasını 2012 yılında önce doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyabiliyordu. Ancak 23 Eylül 2012’den bu yana başvurular, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğu için AİHM’den önce “bireysel başvuru” kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne yapılıyor.

Ancak Türkiye’de sorun ne yazık ki sadece ifade özgürlüğüne ilişkin yasaların hukuka uygun şekilde uygulanmasıyla sınırlı değil. Yargı bağımsızlığı ve toplumsal kutuplaşmaya dair ağır problemler, yargının siyasallaşmasıyla birlikte düşüncenin çeşitli gerekçelerle keyfi şekilde sınırlandırılmasına, Türkiye’nin kendi mahkemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi bizzat tanıdığı bir mahkemenin içtihatlarını (örnek kararlarını) dikkate almamasına neden olabiliyor.

Nefret söylemi içeren ifadelerin ifade özgürlüğü bağlamından çıkarılması, bu sınırların dışında tanımlanması için ne yapılabilir? Nasıl bir mekanizma işletilmelidir?

Nefret söylemi gibi düşüncenin özgürlüğünün güvencesi olmayan içerikler, çeşitli yollarla sınırlandırılabilir. İnternet çağında, sosyal medya platformlarında, konvansiyonel medyada, sosyal medya forumlarında nefret söylemi dikkatli şekilde izlenmelidir. Bilgi alışverişinin ve haberleşmenin son derece hızlı yaşandığı bu çağda, dijital mecrada bunun sorumluluğu sadece Facebook gibi şirketlere ve diğer sosyal medya platformlarına bırakılamaz. Çağdaş toplumlarda, çeşitli saygın sosyal grupların temsilcileri, özellikle yazılı ve görsel işitsel medyada bu tür söylemleri bildirmek ve şikâyet etmek için oluşturulmuş etik heyetlerde görev yaparlar (örnek olarak Fransa’daki “Acrimed” girişimine bakılabilir: https://www.acrimed.org/-Notre-association). Bu ihtiyaç öylesine yakıcıdır ki Radio France gibi medya kuruluşlarının, yurttaşların düşüncelerini ölçmek için özel web siteleri (https://mediasetcitoyens.com ) kurmasına da yol açmaktadır.

Her türlü nefret ve dışlayıcı söylemle mücadele her şeyden önce bu standardı içselleştirmiş, bu tür dışlayıcı söylemlerin tehlikelerinin farkında olan ve mücadelesini tarafsızlıkla yürütebilecek bir yargının görevidir. Ancak her durumda, yurttaş olarak da bu tarz ifadelere karşı dikkatli olmak, bu söylemleri kınamak ve gerekirse (medya yönetimi, ombudsman, vb) ilgililere ve (savcılık, Basın İlan Kurumu, vb) yetkili makamlara taşımak gibi bir tutum geliştirmek gereklidir.

Türkiye’de ifade özgürlüğünün uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilebilmesi için ne yapılabilir? Kimlere, nasıl görevler düşüyor?

İfade özgürlüğü, demokratik yaşam tarzlarının olmazsa olmaz standartlarındandır; onun adına verilen mücadele de demokratik düzenin korunmasına hizmet eder. Bu nedenle, düşüncelerin uluslararası standartların elverdiği genişlikte ifade edilebilmesi için Türkiye’nin tarafı olduğu AİHM gibi sözleşmeleri iyi bilmek örneğin, bir yurttaş açısından önemli olabilir. Ancak bu mücadelenin içindeki bir avukat, bir gazeteci veya bir hak savunucusu için, ifade özgürlüğünün her gün çeşitli tehditlerle karşılaştığı ülkemizde, uluslararası mekanizmaları iyi bilmek, örneğin, AİHM karar ve içtihatlarını iyi izlemek, girişimlerinde bu kararlara atıf yapmak bir zorunluluktur. Avrupa Konseyi içerisinde, ifade özgürlüğünü en çok ihlal edilen ülkelerden biri olan Türkiye’de bu mücadele, yaygın şekilde AİHM’ye taşınmaya devam ediyor.

EĞİTİM DOKÜMANLARI
EĞİTMENLER
Erol Önderoğlu

İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi Bölümü’nden mezun. 1996’da muhabiri olduğu uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Türkiye temsilcisi olarak çalışıyor. 1999’dan beri İPS İletişim Vakfı’nın projesi olan bianet sitesinde, Hukuki Destek Masası koordinatörü, ifade özgürlüğü editörü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 4.800 kadar imzalı haber ve makalesi bulunuyor. Bizim Gazete ve Güncel Hukuk dergisi için haber ve makaleler yazdı. Halen bianet’te Medya Gözlem Raporları’nı hazırlıyor.