MENÜ
ANA SAYFA
Pencereyi Kapat
"Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar" - Atölye BİA
Yaşam
28 Mayıs 2021
Yaşam
28 Mayıs 2021

“Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar”

Okuma Süresi: 6 dk
Koronavirüs tedbirleri kapsamında sosyal hayata getirilen kısıtlamalar, sokaklarda yaşayanlar için hayatı daha da zorlaştırdı. Özellikle karantinada herkes evlerindeyken, barınmaları da gıdaya erişimleri de katbekat imkânsız hale geldi.

“Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışıyorum ama bu salgında daha çok zorluk çekmeye başladım. Yaşlı insanlara daha çok bulaştığını söylüyorlar. Ben de yaşlıyım ve ondan dolayı korkuyorum. İnsanlar zaten bunun için de uzak duruyor bizden. Bir lokma ekmek için elimi uzattığım herkes uzak duruyor. Masken yok diyenler var. Her gün maske alacak param da yok. Bu virüs her şeyi daha da zorlaştırdı.” Üsküdar rıhtımında yaşayan evsiz 52 yaşındaki Mehmet Hatçıoğlu böyle anlatıyor, koronavirüste sokakta yaşamayı. Hatçıoğlu araştırmalara göre İstanbul’da sokakta yaşayan 6 ile 8 bin civarındaki insanlardan sadece biri.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında sosyal hayata getirilen kısıtlamalar, sokaklarda hayatını sürdürenler için hayatı daha da zorlaştırdı. Özellikle karantinada herkes evlerindeyken, barınmaları da gıdaya erişimleri de katbekat imkânsız hale geldi.

Dünyanın önemli metropollerinden İstanbul’un çeşitli semtlerinde, sokaklarda yaşayarak hayata tutunmaya çalışan evsizler, yaşadıkları zorlukları ve salgın sürecini Atölye BİA’ya anlattı.

“İnsanlar bizi görmüyor, fark etmiyor bile”

Üsküdar rıhtımına birkaç yüz metre uzakta, yaya trafiğinin yoğun olduğu bir noktada elinde birkaç mendil ve su şişeleri dolu poşetiyle Mehmet Hatcıoğlu ile karşılaşıyorum. Bekar ve 52 yaşında olan Hatcıoğlu Ordu’dan İstanbul gelmiş. Üç sene önce geldiği İstanbul’da sokaklarda kalarak hayata tutunmaya çalıştığını söylüyor: “Üsküdar’ın sokaklarında, bazen dilenerek bazen de mendil ya da su satarak hayatımı idame etmeye çalışıyorum. Kimse bir yardım eli uzatmıyor. İnsanlar bizi görmüyor, fark etmiyor bile.”

Hatcıoğlu’na neden İstanbul’a geldiğini soruyorum. Yaşadığı süreci şu sözlerle anlatıyor: “Memleketim Ordu’da çiftçilik yaparak hayatımı idame ettiriyordum. Orada bir işim, düzenli bir hayatım vardı. Fakat bazı sağlık sorunlarım baş göstermeye başlayınca tedavi olmak için İstanbul’a gelmek zorunda kaldım. Ama buralarda kalmanın zorluklarını da görüyorsunuz, işte.”

"Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar" - Atölye BİA

Mehmet Hatcıoğlu, hasta olduğunu ve kalacak bir yeri olmadığı için her mevsim başka zorluklar yaşadığını da anlatıyor: “Üsküdar’da kışın bazen camii avlularında bazen hastanelerde bazen de parklarda kalarak yaşamaya çalışıyorum. Ama camilerde de, hastanelerde de kovuyorlar. Gizlenerek, kimseye rahatsızlık vermeden bu mekanlarda kalmaya çalışıyorum. Yaz gibi daha sıcak mevsimlerde ise, sahillerde ya da parklarda kalıyorum. Bu hasta halimle böyle yaşamaktan çok yoruldum. Altı tane damarım tıkalı, bazen kollarımı hissedemiyorum. Tedavi olmam lazım ama param yok.”

“Hayata tutunmaya çalışıyorum”

Hatcıoğlu için koronavirüs süreci ise adeta işkenceye dönmüş. Yaşından dolayı hastalığı daha kolay kapacağı endişesini hala taşıyor ve maske alacak parası dahi olmamasından şikayetçi: “Bu salgında daha çok zorluk çekmeye başladım. Yaşlı insanlara daha çok bulaştığını söylüyorlar. Ben de yaşlıyım ve ondan dolayı korkuyorum. İnsanlar zaten bunun için de uzak duruyor bizden. Bir lokma ekmek için elimi uzattığım herkes uzak duruyor. Masken yok diyenler var. Rahatsızım, maske takınca hava alamıyorum. Her gün maske alacak param da yok. Bu virüs her şeyi daha da zorlaştırdı.”

“Düzenli bir işim olsaydı, ben de herkes gibi normal bir hayat yaşayabilirdim, bu halde olmamın nedeni işsizlik” diyen Hatcıoğlu’nun çalmadığı kapı kalmamış ve bürokrasinin, konu evsizler olunca nasıl sınıfta kaldığını şu sözlerle özetliyor: “Belediyeler, kaymakamlıklar ve Valilik gibi yetkili hiçbir kurum destek sunmuyor bize. Bu kurumlardan destek gelse iş yapabilecek durumdayım.”

“Her yerden kovulmaktan sıkıldık”

Murat Çakır, 45 yaşında. Karaköy’de bir alt geçitte bağlama çalıyor. Evsiz ve kalacak bir yeri yok. “Sokaklarda yaşadığımız zorluklar koronavirüs sürecinde ikiye katlandı” diyor ve kendi öyküsünü anlatıyor: “Aslen Tunceliliyim, uzun zamandır İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul sokaklarında müzik yaparak, bağlama çalarak para kazanmaya çalışıyorum ama pandemi olduğu için artık onu da yapamıyorum. Çünkü sokaklarda, caddelerde insan yok artık. Bu sokaklardan gelip geçen insanlardan kazandığımız birkaç kuruşla günümü kurtarmaya çalışıyordum. Ama şimdi o da olmayınca ne yapacağımı bilemiyorum. Çok zor her şey. Nasıl yaşayacağız?”

"Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar" - Atölye BİA

Bedensel engelli olduğunu ve yaşadığı zorluklardan dolayı birçok kurumdan destek istediğini söyleyen Çakır, Köy Hizmetleri Misafirhanesi’ne gönderildiğini ama orada kalmak istemeyip kendi isteğiyle ayrıldığını söylüyor: “Başvurduğum çoğu yer, bekar olduğum için bana yardım etmeyeceklerini söyledi. Beni Köy Hizmetleri Misafirhanesi’ne gönderdiler. Köy Hizmetleri Misafirhanesine kısa bir süre kaldım fakat orada fazla kalamayacağımı anladım. Çok izole ve çalışanları sorumsuz, özensiz bir yer.” Çakır, misafirhanede yaşadığı süreçle ilgili detay vermekten kaçınıyor. Ancak kaldığı günleri şöyle betimliyor: “Öyle mekanlarda kalmak en az sokaklarda yaşamak kadar zor.”

“Yaşadığımız işsizlik ve sefalet yetmiyormuş gibi, bir de polislerin tavrı bu süreçte bizi mahvediyor” diyor ve devam ediyor: “Polisler bizi görünce ‘Ne işiniz var buralarda, evlerinize gidin’ diyor. Gidecek bir evimiz olsaydı zaten giderdik. Bu süreçte kalmak istediğimiz mekanlardan kovuyorlar bizi. ‘Buralarda turistler var ve turistlerin oluğu hiçbir mekânı, caddeyi ya da sokağı kullanmayacaksınız’ diyorlar.”

“Okula gitmek istiyorum”

Beşiktaş’ta, 12 yaşındaki Kırklarelili Roman Ayaz T. ile karşılaşıyorum. Beşiktaş’ta kâğıt toplayıcılığı yaparak yaşamaya çalıştığını söyleyen Ayaz T., birlikte kaldığı yaşıtlarıyla yaşadığı zorlukları paylaşıyor: “Yaklaşık bir yıldır Beşiktaş’ta çöplerden kâğıt toplayarak para kazanmaya çalışıyorum. Kalacak bir evim yok. Benim gibi sokaklarda çalışan birçok arkadaşımla birlikte kendi yaptığımız çadırlarda kalıyoruz. Bazen de köprü altlarında kalıyoruz. Hiçbir yerden destek alamıyoruz.”

Koşulları uygun olsaydı bütün yaşıtları gibi okula gitmek istediğini söyleyen Ayaz, şöyle devam ediyor: “Bir ailem yok. Bu işleri yapmazsam bana bakacak kimsem yok. Su ya da mendil satarak hayatta kalmaya çalıştığım zamanlar oldu. Şimdi de çöplerden topladığım kağıtlardan para kazanarak yaşamaya çalışıyorum. Bir ailem ya da bana bakacak birileri olsaydı, okula gitmek isterdim.”

Ayaz’a, koronavirüs salgın sürecini soruyorum. Salgın öncesinde karnını doyurmanın daha kolay olduğunu ama bir yılı aşkın süredir çöplerden kâğıt toplamanın dışında hiçbir şey yapamadığını söylüyor: “Eskiden dükkanların, marketlerin kapılarına gidiyordum. Çürüyen sebze ve meyveleri toplayıp yiyordum. Arkadaşlarıma da götürüyordum. Onları da yemesek açlıktan öleceğiz. Eskiden sokaklarda insanlar vardı; su, simit, mendil, sakız vb. şeyler satıyordum. Bazen de insanlardan bir ekmek parası istediğimde verenler oluyordu. Dilencilik de yapıyordum. Artık sokaklarda az insan var. Şimdi çöplerden topladığımız şeyleri satarak para kazanabiliyorum. Bizim bir abimiz var, onun sayesinde böyle yaşıyorum. Bu çöp arabasını o bana verdi. Birlikte para kazanıyoruz.”

“Altı aylık bebeğim vardı”

Üsküdar Meydanı’nda elinde boya kutusuyla Nihat Gelirgeçer’le karşılaşıyorum. 34 yaşındaki Gelirgeçer, aslen Balıkesir Bandırmalı olduğunu ama doğma büyüme İstanbullu olduğunu söylüyor: “Yıllardır İstanbul’un sokaklarında yaşıyorum. ‘Ekmek teknem’ de bu boya kutusu. Bir evim, kalacak bir yerim yok. Evim İstanbul’un sokakları.”

İstanbul’un birçok semtinde kaldığını fakat son 6 yıldır Üsküdar’da yaşadığını söyleyen Gelirgeçer, hayat hikayesini anlatıyor: “Ben de bir zamanlar çok iyi bir durumdaydım. Hayatımda her şey yolundaydı. Askerlikten döndükten sonra evlendim. Fakat evlilikten sonra yoksulluktan, işsizlikten dolayı ailem parçalandı. Eşimle boşanmak zorunda kaldık. Boşanırken 6 aylık bir bebeğim vardı. Ayrıldıktan sonra da bir daha haber alamadım. Ne oldu hiç bilmiyorum.”

“Bir işim olsaydı, bunların hiçbiri olmazdı”

Nihat ayrıca koronavirüsten dolayı hayatlarının ‘felç’ olduğunu söylüyor: “Koronavirüs salgınından dolayı insanlar sokağa çıkamadı. Bizim için çok zor bir süreç oldu. Neredeyse her günü bir tas çorbayla geçirdik. Ramazan ayı olduğu için iftara doğru çorba dağıtan insanlar oluyordu. Onların sayesinde boğazımızdan sıcak bir şey geçti. Onun dışında hiç kimse yardım eli uzatmadı bize. Zaten kimsemiz yok ama pandemiden dolayı sokakta insan da kalmayınca ne yapacağımızı bilemedik. Uzun süre kimseyi görmeyince ölmek istiyor insan.”

"Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar" - Atölye BİA

“Aç yatıp aç kalktığımız günler oldu”

Aksaray’da, yayaların kullandığı bir güzergahta mendil satan Naim Çetinel ile karşılaşıyorum. 56 yaşındaki Çetinel 30 yıldır İstanbul’un sokaklarında yaşadığını söylüyor: “Aslen Elazığlıyım, 30 yıl önce iş bulma umuduyla İstanbul’a geldim. Fakat 30 yıldır bu sokaklarda bazen mendil bazen su bazen de simit satıyorum işte. Evlenmeyi, bir aileye kurmayı çok istemiştim, yapamadım. Hayatım bu sokaklarda çürüdü.”

Naim Çetinel, anlatıyor: “Günümüzü kurtarmak için satmaya çalıştığımız su ve mendil gibi şeyleri kimse bizden almak istemiyor artık. Salgın var, diyerek uzak duruyor insanlar. Hasta olmadığımızı söylesek de insanları inandıramıyoruz. Bundan dolayı da gün içinde hiçbir şey satamadığımız zamanlar oluyor. Aç yatıp aç kalktığımız günler oluyor.”

"Sokakta düşüp öleceğim, sonra haberimi yapacaklar" - Atölye BİA

Ayrıca ciddi sağlık sorunları olduğunu ve içinde bulunduğu yoksulluktan dolayı tedavi olamadığını söyleyen Çetinel, ‘bir sokağın başında ölümüzü bulunca haber değeri görüyoruz’ diyor: “Mide kanserine yakalandım. Ameliyat oldum ama tedavilerim yarım kaldı. Param olmadığı için kontrollerimi yapamadım. Yine hastaneye yatmam lazım ama hiçbir hastane kabul etmiyor. Bu şekilde bir sokağın başında düşüp öleceğim, sonra da haberimi yapacaklar.”

“Artık yaşlandım, bu yaşta sokaklarda yaşamak çok zor” diyen Naim Çetinel, sesinin duyulmasını istiyor: “Bu hastalıklı halimle ve bu yaşta sokaklarda yaşamak çok zor artık. Çok şey istemiyorum, başımı koyacak sıcak bir yerim olsun, yeter. Görülmek, duyulmak istiyorum.”

Türkiye’de evsizler

Çeşitli araştırmalara göre İstanbul’da 6 ile 8 arasında insan sokaklarda yaşıyor. Türkiye genelindeki evsizlerin sayısı ise 70 ile 100 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

Sokaklarda yaşayan evsizlerin yaşları 25 ile 50 arasında değişiyor. Evsizlerin yüzde 90’ı erkek yüzde 10’u kadın. Yüzde 70’i Türkiye vatandaşı ve yüzde 30’u ise yabancı uyruklu. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, yayınladığı raporlarda Türkiye’de sokaklarda yaşayan evsiz insanlara devletin sağladığı imkanların yetersiz olduğu tespit etti. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun ortaya koyduğu rapora rağmen Türkiye’deki evsizlerin sorununa çözüm bulunmuş değil.

Dünyada evsizler

Birleşmiş Milletlerin açıklamasına göre dünya genelinde 100 milyonu aşkın insan evsiz yaşıyor. Raporda, İstanbul’un da aralarında bulunduğu dünyanın metropollerinde yaşayan evsizlerin dağılımı ise şöyle:

New York, ABD: 57 bin 737 evsiz Moskova, Rusya: 30 bin evsiz Mexico City, Meksika: 25 bin evsiz insan yaşıyor. Buenos Aires, Arjantin: 15 bin Budapeşte, Macaristan: 10 bin evsiz.

İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunu. Hak temelli çalışan birçok sivil toplum örgütünde örgüt yönetimi, sosyal politika, hak savunuculuğu ve insan hakları temalarında çalışmalar yürüttü. Hafıza politikaları, demokratikleşme ve barış kültürü alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Atölye BİA 20-28 Şubat 2021 “Kürtçe Hak Odaklı Habercilik Atölyesi” katılımcısı.